BlackSite Area 51
Nisan 16, 2008 Kategori Oyun |
Sağlam bir teknik temelin, genellikle oyun deneyiminin başarısını belirleyen bir unsur olduğu kabul edilir. Ancak, birinci bakıştan vuruş oyunu olan BlackSite örneğinden de görülen odur ki, sağlam bir teknik temel bile bu oyunu başarılı sayılan oyunlar listesinde üst sıralara çıkarmaya yetmeyebiliyor. Oyun geliştirme ekibinin, Unreal Engine 3 oyun motoruna güvenerek ortaya çıkardığı son ürün hiç de inandırıcı değil. Bunun nedeni sadece, neredeyse baştan savma denebilecek bir çalışmanın ortaya çıkardığı çok sayıda teknik problemin yanısıra, bu vuruş oyununun içerik ve oyun deneyimi açısından hiç bir yenilik getirmiyor olması.
Bu aksiyon – macera türü oyun daha en başından akıl karıştırıyor: ABD Özel Komando birliğinin bir üyesi olarak, “kitle imha silahları” arayışı (ve doğal olarak bulamayışı) içinde bir Irak sığınağını ateşe tutarken, kendinizi bir anda Nevada’da küçük bir Amerikan kasabasında buluyorsunuz. Rachel kasabası, komplo teoricilerinin 51. Bölge (Area 51) olarak daha iyi bildiği bir hava kuvvetleri üssünün faaliyet alanı içinde bulunmaktadır. Orada söylentiye göre uzaylılar, daha doğrusu teknolojileri üzerinde yapılmakta olan deneyler, bu sözde sosyo-eleştirel hikayenin temelini oluşturuyor. Bundan ötürü, BlackSite’da sadece uzaylılarla ve “yeniden doğanlar” anlamına gelen “Reborns” adlı, genetik yapısı değiştirilmiş askerlerle karşı karşıya gelmekle kalmıyor, zaman zaman Irak Savaşı karşıtı eleştirel tonlar da sezinleyebiliyorsunuz. Ama bu temalar, uygarlığımızı tehdit eden unsurların oluşturduğu zemine karşı yavaş yavaş unutulup gidiyor ve sıkı sıkıya takip edilmiyor. Sonunda, 08/15 isimli romanda olduğu gibi, tipik “dünyayı yıkımdan kurtaran bir kahramanın” öyküsünden öteye pek gidemiyor.
Hikayenin kahramanı olan Aeran Pierce, DNA’ları değiştirilmiş süper askerler ve uzaylılara karşı tek başına savaşmak zorunda kalmıyor. Neredeyse her silahlı çatışmada, yanınızda ekip arkadaşlarınızdan birkaçı bulunuyor. Fakat buna fazla güvenmemeniz lazım. Bir tuşa basarak ekip arkadaşlarınıza görev dağıtımı yapabilmenize rağmen, bunun oynanabilirliğe etkisi yok denecek kadar az. Başlangıçta, emrinizdeki askerler sizin için kapıları açıyorlar. Ya da parlak ışıkla işaretlenmiş olan ve bu işaretler yardımıyla bulunan bloke edilmiş geçitleri havaya uçurarak yolunuzu açıyorlar. Ayrıca bu askerler, tarafınızdan önceden işaretlenmiş düşmanlara ateş de açıyorlar. Çatışmalarda ne kadar iyi performans gösterirseniz, sadık silah arkadaşlarınızın moralleri de buna paralel olarak bir o kadar yüksek oluyor. Bu şekilde, onların çatışmalarda etkinliğinin de giderek artması gerekiyor, ancak pratikte bu, farkedilebilecek bir düzeyde gerçekleşmiyor. Normal şartlar altında, düşmanlarınızın çoğunu, takımınızın moral düzeyine bağlı olmaksızın, kendi başınıza ortadan kaldırabiliyorsunuz. Takımınızın zekâ düzeyi fazla yüksek olmasa da ve çoğu zaman duvarlara kayıtsızca ve boş boş bakakalsalar da, bu, düşmanların yok denecek kadar düşük zekâ düzeyleriyle ile mukayese bile edilemez.
Reborn (Yeniden Doğmuş) Askerler çoğu zaman, yakınlarına kadar gittiğinizde bile tepki göstermiyorlar. Ancak üzerlerine ateş ettikten sonra dikkatlerini tamamen size çeviriyorlar. Bu nedenle de, bazen düşman hatlarında elinizi kolunuzu sallaya sallaya hiç rahatsız edilmeden dolaşabiliyorsunuz. Saldırıya uğradığınızda bile, bu korkunç görünüşlü yaratıklar sizi kesinlikle dehşete düşürmeyi başaramıyorlar. Öncelikle son derece zararsızlar ve genelde size karşı uyguladıkları bir hücum stratejisi bulunmuyor. Bu da onları doğal olarak kolay hedef haline getiriyor. Hem de, oyunda yerleşik hedef alma mekanizmasının hassas olmamasına ve yüksek düzeyde eğitimden geçmiş özel birliklerin keskin vuruşları yerine isabet oranı düşük, neredeyse silahı “kalçadan” ateşlemeyi hatırlatan isabetsiz atışlara rağmen, bu böyle. Karakterinizin silah donanımı da iyi sayılmaz. Oyun boyunca elinizin altında kullanabileceğiniz yarım düzine kadar silah ya var ya yok. Bu da, türünün diğer örnekleri ile karşılaştırıldığında vasat bir özellik olarak görülüyor.
BlackSite sizi tam anlamıyla doğrusal olarak ve kolaylıkla önceden kestirilebilen tüp seviyelerden geçiren, şaşırtıcı hiç bir unsur sunmayan, oldukça vasat bir vuruş oyunu olarak kendini gösteriyor. Kara aracı ve helikopter görevleri, sürekli ateş etmekten başka bir şey yapılmayan ortama çeşitlilik getiriyor, ancak bu görevlerde bile, herhangi bir taktiksel yaklaşım çizgisi olmaksızın hareket etmeniz gerekiyor. Sonuçta, normal düşmanlar ve oyunda mevcut bölüm sonu karşılaşılan “boss” denen güçlü yaratıkların hiçbiri, ciddi anlamda bir zorluk yaratmıyor. Hiç düşünmeden ateş etme ve silahlı çatışma cümbüşünden hoşlananlar için buraya kadar yine de bir sorun yok. Ancak ne yazık ki, BlackSite, teknik açıdan da zayıf kalıyor. Bu nedenle de, düzenli olarak meydana gelen yavaşlamalar, çerçeve hızında kesintiler, uzun yükleme zamanları ve üstüne üstlük bir de affedilmesi mümkün olmayan ve aksiyonu takip etmenizi imkansız kılan görüntü arızaları, oyunu zevk alarak oynamanızı engelliyor.
Bu aksilikler, haliyle, oyunun atmosferini de olumsuz olarak etkiliyor. Call of Duty 4 gibi, bu türün en başarılı oyunlarını inanılmaz güzellikte bir deneyim haline getiren o sürükleyici enerji ve yoğunluk, bu oyunda kesinlikle yok. BlackSite nadiren bir heyecan ve gerginlik ortamı sunuyor, ve bu ortamı yaratmak için kullanılan kaba saba ve zoraki şok efektleri de beklenen sonucu veremiyor. Sık ekrana gelen bulanık dokular ile birçok açıdan hayal kırıklığı uğratan grafikler oyunun vasat prezentasyonunda önemli bir rol oynuyor. Özel bir mod dışında, bayrak kapmaca (CTF) ya da ölüm maçı (death match) gibi alışılagelmiş standart oyun şekillerini içeren çok oyunculu modu da pek başarılı değil. Tabii, bu modu oynayabilmek için önce oyunu oynayacak başka bir oyuncu bulabilmeniz gerekiyor.
NH
Kaynak:GamesRapidShare














