Burnout Paradise

O anda yüzümü görmeliydiniz. O müthiş çarpışma ve güzelim Hunter bir hurda haline dönüştü. İlk tepki – şaşkınlık sonrası, insan kahkahalara boğuluyor – ama ne de olsa direksiyonun arkasında kimse yok. Diğer her otomobil yarışının sonu böyle ne de olsa. Ama Burnout’da böyle değil. Çünkü bu oyunda otomobilimiz sonra tekrar yoluna koyulabiliyor. Ve heyecanlı bir tempo ile, saatte 250 km hıza ulaşan otomobiller Paradise City’nin dar sokaklarında yarışa devam ediyor. Ancak bu aşırı gerçekçi oyuncular için bir büyük bir kabus olan bu aslında büyük bir eğlenceye dönüşebilir ve sizi saatlerce ekran başına bağlayabilir.

Şimdi ne olacak peki? Yarışta çarpışan devrilen otolar yok mu? Ama… ama… öyle çok daha heyecanlı oluyordu. Allah kahretsin! İlk başta, Paradise hakkında yavaş yavaş haberler çıkmaya başladıkça olarak böyle olduğunu düşünmüştüm. Ancak satışa sunulan sürümünü test ederken başıma garip bir şey geldi. Yani, bunu UNUTTUM. Evet, şikayet etmeyi unuttum. Şikayet etmekten vazgeçtiğime göre demek ki bu gerçekten çok iyi bir nedene dayanıyor. Biliyorsunuz şikayet etmekten daha güzel bir şey hiç bir zaman yoktur. Sadece şikayet eden birini dinlemek veya okumak can sıkıcıdır.

Criterion’un en yeni bölümünü “çarpışma fetişi asfalt yakmaca” oyununda ortada farklı nedenler var. Burada Paradise City’nin “açık dünyası” bize bir çok olanaklar sunuyor. Bu şehir sanki bir kalıptan çıkmış gibi görünüyor. Yani burada yarışta çarpışma dışında da birçok farklı kaza meydana gelebiliyor. İsteyerek ya da istemeyerek. En sonunda Paradise City’ye döndüğümüzde ortalık “hurdalığa” dönmüş oluyor bile. Ayrıca, direksiyonu kurnazca bir kez sola kırarak beş arabanın birden aynı anda devre dışı bırakılabildiği bir çarpışmalı yarış olmadan da, şahsen benim için bu oyunun memnuniyet derecesi’ oldukça yüksek.

Eleştirmeyi sevenlerin aklında doğal olarak Burnout Paradise’de olayın sadece kaza üretmekten ibaret olduğu düşüncesi gelebilir. Bu eleştiriye yanlış diyemeyiz belki ama, bu, oyuna biraz haksızlık etmek anlamına geliyor. Çünkü aslında Burnout birkaç farklı oyun modu sunuyor bizlere, bu da bu kaza çılgınlığın bol bol çeşitlenmesine neden oluyor. Yani bunun sonuçta kendi arabanızı ve diğerlerine ait olanları parçalamaya dönüşmesinin, benim için hiç önemi yok. Bir örnek vereyim. “Marked Man” modunda amaç, bir “takedown” yaşamadan varış çizgisine kadar yarışmak. “Takedown” aslında, mümkün olduğunca başka arabaları devre dışı bırakmak, “Marked Man” da ise, devre dışı kalmamaya çalışıyorsunuz. Bunun dışında “normal” yarışlar da var tabii. Belirli bir A ile B noktaları arasında parkur yarışları gibi. Tabii sizi sinir eden öndeki yarışçıyı geride bırakmak için bariyerlere yapıştırmaya çalışmak biraz adice gelebilir ama saldırgan yapay zekanın ilk savuşturma manevrasından sonra bu sizin sonunuzu getirebilir. Çok fazla takedown yaşamamanız gerekir. Bazı hallerde Burnout aşırı ileri gidebiliyor, DJ Atomica’nın güya sizi motive eden anonsunu duyuyorsunuz, “önemli olan kazanmak değil katılmış olmak mı”? Hayır kesinlikle değil – çünkü Paradise City’de amaç kazanmak, yani sizi yenmek. Hemen bir düğmeye basarak oyunu yeniden başlatmak mümkün değil. Bu fonksiyon Criterion tarafından özellikle devre dışı bırakılmış. Etkinlikler tüm şehir içinde dağıtılarak trafik ışıklarına durumda atanmış durumda; buradan düğmeye basarak başlatılabiliyor. Yani bir etkinlikte başarısız olursanız, yeni bir oyun başlatmak için tüm şehri dolaşmanıza gerek kalmıyor. Civardaki başka bir etkinliği bulmanız yeter, bunu oynamayı deneyebilirsiniz. Belirttiğimiz iki modun yanı sıra, oyunda “rakibini hakla” (yolda şiddet) ya da kombine görevlerle mümkün olduğunca çok puan toplanmaya çalışılan maharet yarışı gibi zorlu görevler de sizi bekliyor.

Yarıştan, takedown’lardan, burnout’lardan gına geldiğinde, oyunu konsoldan çıkarıp başka bir oyunu takmanıza gerek yok. Paradise City çok geniş ve size bir çok olanak sunuyor. Sıçrama platformları bulabilir, reklam panolarını parçalayabilir veya hiç bir şey düşünmeden şehrin caddelerinde turlayabilirsiniz. Her şey mümkün. Tüm bunları yaparken şehir hiç de yapay gibi durmuyor, gerçek canlı gibi her şey. SKATE’nin şehir geliştiricilerinin buna katkısı olmuş sanki? Grafikler açısından da Burnout göğsünü gere gere ortaya çıkabilir. şehrin sevimli detayları, güzel otomobil mankenlerinin yanında pek göze çarpmıyor ama kazalardan sonra arabaların enkazları inanılmaz detaylara sahip; bunlar olmasa oyunda gerçekten de eksiklik hisseder insan.

Bu kadar övgüye rağmen Burnout’un birkaç küçük noktada eksileri de var. Sağ alt kenardaki mini harita hemen hemen hiç bir işe yaramıyor. Özellikle de yarış sırasında. Oyunun simülasyonları o denli hızlı ki, bu haritaya göz atacak zaman kalmıyor. A ile B noktaları arasında yapılan parkur yarışlarında yolu bulmak oldukça yaratıcı bir yöntemle çözülmüş (göz çarpan, yanıp sönen trafik levhaları yolun nasıl devam ettiğini gösteriyor), ancak bunlarda Burnout’un çılgın hızı içinde kaybolup gidiyorlar, böylece şehri avucunuzun içi gibi tanımak zorunlu bir hale geliyor. Bunun dışında, sık sık bir kavşağı kaçırmak nedeniyle yarışı kaybetmeniz de olası. Motor takviyesi ve boya için atölye ve benzin istasyonlarının haritada görüntülenebilmesi için, bunları daha önce ziyaret etmiş olmanız gerekiyor. Durmak yerine, bunların önünden geçmiş olmak yetmez miydi acaba? Ayrıca “Crash-FM” radyosundan yayın yapan “DJ-Atomic” (arada sırada işe yarayan tüyolar veren güzel hatun) daha gerçekçi bir şekilde daha eş zamanlı olabilirmiş. “Sert soğukkanlı otomobil yarışı hastası bir kadın” numarasını pek yemedim yani!

MS

 

Kaynak:GamesRapidShare

Trackback URL

Yorum Yazın.

Game-Turkey Copyright © 2008 All rights reserved.
GamexSp 1.0 WP-Theme Designed by Spaksu Theme Edit Game-Turkey
Kapat
E-posta ile paylaş